SPONTANE BELGELER

Genel olarak nerede başlayıp, nerede bittiğini- algılama boyutunda- bir yere koyamadığım, hele hele bir de üzerinde aksiyon barındıran resimler belli an'ın ya da anlar'ın bıraktığ ıizleri de taşıdığından, belge boyutuna ulaşırlar. Gerçekçi bir açıklamayla, somut vurgulamalarda belgesel nitelikler olur da, soyut vurgulamalarda olmaz mı? Doğaldır ki olur. İşteN ur'un resimleri an ve anlar'la sıkı ilişkiler kurarak doğmakta. Özellikle O'nun, sanatçı mizacında spontane (kendiliğinden) süreçler yoğun bir şekilde kendini ön planda, her an belli etmektedir. 0 zaman, bu resimlerde biçimin oluşmasına katkı yapan "spontane sezgi" ve "dışavurum” iken, biçimin tamamlanmış hali ise tam bir "belgeli dir.

Nur'un resimlerinde spontane vurgular bazı karşıtlıklar altında gelişir. Bu bağlamdaki en belirgin karşıtlık yoğunluk" ve "seyrekliktir” diyebilirim. Ayrıca söz konusu karşıt vurgular, her an imgeye dönüşebilen, oldukça dinamik ve figüratif çıkışlara da hayır demezler. Akıtma, damlatma gibi boyanın, ya da karışık malzemenin rahatça resim düzlemiyle buluştuğu tavırlara çok açıktır kompozisyonları. Sanatçı, malzeme üzerinde oynayabilmekte, boyayla birlikte çeşitli malzemeyi karıştırıp, değişik yüzey boyutlarına yönelme heyecanı gösterebilmektedir. Reflekse dayanan oluşumlar o denli yoğundurki, Nur'un bir paleolitik dönem insanı gibi; psikolojisini her an dışa yansıtmaya olanaklı birine benzemediğini kim söyleyebilir? Zaten böyle bir ilişkinin varlığına gönderme yapmak, sanatçının doğru bir tarafina işar etetmek demektir.

İlk bakışta biçimsel bir ayrımlama altında, Nur'un resimleri için "aksiyon resminin sınırları içindedir" savlamasını yapmak hiç de yanlış olmaz. Fakat izleyicinin bu noktada unutmaması gereken çok önemli bir şey vardır: İçtengelirliğin  her türlüsünü kapsamında bulunduran böylesi bir resim yapısı, -her bireyin psikolojik dışavurumu aynı olmadığından- işi, isteristemez aksiyon resmi denilen üslup tavrının çatısı altına alacak, fakat bu çatı altında her sanatçının ürettiklerinin farklı olması konusu ise asla engellenemeyecektir. Bence aksiyon resmi olgusunda sanatçısı içten olduğu sürece, böyle bir avantaj sürekli olarak bir köşede saklı duracaktır.

Sanatçının çoğu resimleri üslup gereği, kendini yüzeyde kabul ettirmektedir. Bazı resimlerinde boşluğa şanstanıyan, daha doğrusu sanatçıya özgü kütlelerin boşlukla ilişkiye geçtiği kompozisyonları da reddedemeyiz. Gerçi, yüzeyde yerini alan kütleleşmeler bile, renk olgusu kanalıyla kendini daha öne çıkarıp, tamamıyla atmosfere dönüşmüş yüzeyleri de geride bırakan kompozisyonlara rastlamamızı sağlamadan edememektedir. Böylece sanatçının resim anlayışı içinde, ön-arka bağlamında bir ilişki sürecinin de, varlığı kesinlikle ortaya çıkmaktadır. Renkler yoluyla gelen kütleleşmeler, kendi aralarında da ister istemez espasa

Genel olarak nerede başlayıp, nerede bittiğini- algılama boyutunda- bir yere koyamadığım, hele hele bir de üzerinde aksiyon barındıran resimler belli an'ın ya da anlar'ın bıraktığ ıizleri de taşıdığından, belge boyutuna ulaşırlar. Gerçekçi bir açıklamayla, somut vurgulamalarda belgesel nitelikler olur da, soyut vurgulamalarda olmaz mı? Doğaldır ki olur. İşteN ur'un resimleri an ve anlar'la sıkı ilişkiler kurarak doğmakta. Özellikle O'nun, sanatçı mizacında spontane (kendiliğinden) süreçler yoğun bir şekilde kendini ön planda, her an belli etmektedir. 0 zaman, bu resimlerde biçimin oluşmasına katkı yapan "spontane sezgi" ve "dışavurum” iken, biçimin tamamlanmış hali ise tam bir "belgeli dir.

Nur'un resimlerinde spontane vurgular bazı karşıtlıklar altında gelişir. Bu bağlamdaki en belirgin karşıtlık yoğunluk" ve "seyrekliktir” diyebilirim. Ayrıca söz konusu karşıt vurgular, her an imgeye dönüşebilen, oldukça dinamik ve figüratif çıkışlara da hayır demezler. Akıtma, damlatma gibi boyanın, ya da karışık malzemenin rahatça resim düzlemiyle buluştuğu tavırlara çok açıktır kompozisyonları. Sanatçı, malzeme üzerinde oynayabilmekte, boyayla birlikte çeşitli malzemeyi karıştırıp, değişik yüzey boyutlarına yönelme heyecanı gösterebilmektedir. Reflekse dayanan oluşumlar o denli yoğundurki, Nur'un bir paleolitik dönem insanı gibi; psikolojisini her an dışa yansıtmaya olanaklı birine benzemediğini kim söyleyebilir? Zaten böyle bir ilişkinin varlığına gönderme yapmak, sanatçının doğru bir tarafina işar etetmek demektir.

İlk bakışta biçimsel bir ayrımlama altında, Nur'un resimleri için "aksiyon resminin sınırları içindedir" savlamasını yapmak hiç de yanlış olmaz. Fakat izleyicinin bu noktada unutmaması gereken çok önemli bir şey vardır: İçtengelirliğin  her türlüsünü kapsamında bulunduran böylesi bir resim yapısı, -her bireyin psikolojik dışavurumu aynı olmadığından- işi, isteristemez aksiyon resmi denilen üslup tavrının çatısı altına alacak, fakat bu çatı altında her sanatçının ürettiklerinin farklı olması konusu ise asla engellenemeyecektir. Bence aksiyon resmi olgusunda sanatçısı içten olduğu sürece, böyle bir avantaj sürekli olarak bir köşede saklı duracaktır.

Sanatçının çoğu resimleri üslup gereği, kendini yüzeyde kabul ettirmektedir. Bazı resimlerinde boşluğa şanstanıyan, daha doğrusu sanatçıya özgü kütlelerin boşlukla ilişkiye geçtiği kompozisyonları da reddedemeyiz. Gerçi, yüzeyde yerini alan kütleleşmeler bile, renk olgusu kanalıyla kendini daha öne çıkarıp, tamamıyla atmosfere dönüşmüş yüzeyleri de geride bırakan kompozisyonlara rastlamamızı sağlamadan edememektedir. Böylece sanatçının resim anlayışı içinde, ön-arka bağlamında bir ilişki sürecinin de, varlığı kesinlikle ortaya çıkmaktadır. Renkler yoluyla gelen kütleleşmeler, kendi aralarında da ister istemez espasa

Özkan Eroğlu Küçükyalı – Mart 1999 

a0130-32217
a0130-05734
a0130-32209
a0130-32210
a0130-32211
a0130-05738
a0130-05740
a0130-05741
a0130-32212
a0130-05743
a0130-05737
a0130-32216
a0130-32213
a0130-05736
a0130-05739
a0130-32215
a0130-05735
a0130-05742
a0130-32214