İSİMSİZ IV

Son işlerimi iktidar, şiddet, sürgün edilme, yabancılaşma gibi kavramlarla uğraşımın geldiği bir durak olarak görüyorum. İçeriden ve dışarıdan kuşatıldığımız güçleri tanıma, onları anlama süreci…

Uzunca bir süredir bir ayağım iç, diğeri ise dış dünyada iken bu iki dünyanın uzlaşı içinde var olmaları idi uğraşım. Bu işlerde ise hem içsel, hem de fiziksel sürgün edilmişliği çok düşündüm çalışırken. Çalışmaların içine girip, yoğunluğum arttıkça bilinç-dışına yerleşmiş, uzun zamandır farkında olmadığım imgelerin bilincime çıkıp bilinç ve bilinçaltının uzlaşımı diyebileceğim bir izleği sürdüğünü fark ettim. Belleğe kazınmış sanayileşmenin şehir siluetlerine yerleştiği ve kültürün bozduğu insanlığın kendisine ve diğer canlılara olduğu kadar mekânlara da çektirdiği acıların kalıntılarını buldum oralarda. Birbirini acımasızca yok eden insanlar, medeniyetler gördüm.

Eşsiz güzelliğini sunarken hüzünlenen ve sessizce çığlık atan yeryüzü imgeleriyle, ”bana yapılanları asla karşılıksız bırakmam” diyen, bir anlamda yaratıcı da olabilecek bilinç-dışını kışkırtan bir doğa buldum. Bu doğa aynı zamanda kendi insanlığımızla yüzleşmemizi de bekliyordu bizden. Kendi geçmişi ve zorla bıraktıkları ile bağını kopartamayan veya boşlukta yitip gitmemek için o bağa sarılan ve bırakamadıklarının üzerine daha fazla anlamlar yükleyip onları mitleştirenlerin izlerini sürdüğümü farkettim. Yüklendikleri anlamın büyüsü ile yükleyenleri içine çeken, ama hemen ardından dışına atarak yersiz yurtsuzluklarını hissettiren bağlardı bunlar.

Durgunluk ve hareketi, çığlık ve sessizliği, geçmişi ve şimdiyi, kabukları ve kabuksuzluğu, herşeyi ve hiçbir şeyi,  yaşamın ve ölümün birlikteliğini hissettim çalışırken. Sürgün edilmenin sonucu yaşanan travmayı, güce tapmanın yarattığı korku ve yabancılaşmayı aşabilmenin tek çaresinin ancak ve ancak kendi karanlık yanlarımız ile yüzleşebilmek olduğunu bir kez daha düşündüm. Bilinçlenmiş insanın açılan derin yarıklar üzerinde durup sükunetini koruyarak ”ben ne yapabilirim“ sorusunu sorması, hoyratça yok edişlere, şiddetin her türüne karşı çıkabilmesi, dünyayı yeniden yaşanılabilir kılmanın çarelerini arama sorumluluğunu alabilmesi için narsisizminden kurtularak arınması gerektiğini de…

Bu sergide kullandığım yuvarlak tuvaller ile zamanın döngüselliğini, insanın en büyük arzusu olan tamamlanmışlığı ve insanlığın bir türlü kıramadığı şiddet çemberini vurgulamak,

Anın içindeki herşeyin hiçbir şey olduğunu anlatabilmek istedim.


Nur Ataibiş




a0130-78172
a0130-78175
a0130-78166
a0130-78159
a0130-78173
a0130-78165
a0130-78149
a0130-78154
a0130-78162
a0130-78153
a0130-78155
a0130-78169
a0130-78158
a0130-78167
a0130-78150
a0130-78152
a0130-78164
a0130-78157
a0130-78151
a0130-78161
a0130-78174
a0130-78160
a0130-78170
a0130-78156